15 Nisan 2014 Salı
You're in Carcosa now...
Bir devlet hastanesi ferahlığındaki merdivenlerden tam 6 kat boyunca çıktım. 6 kat boyunca, 6 saatlik düşünce geçti kafamdan. Her katta buraya kadar iyi, buraya kadar iyi, buraya kadar iyi. Ama 6. kata geldiğimde...
Şaka şaka! Hematoloji bölümünü 6. kata koyup asansörü de bozarsan nefesine analı bacılı küfürler karışıyor. Neyse çok da yoğun bir dönemde işten yırtıp ve hatta Fırat Bey'i de işten kaçırarak hastane yolunu tuttum. İşlemimizin adı ilik biyopsisi şeysi. Elime bir kit tutuşturup hematoloji bölümüne yönlendirdiler. Biz iki ağır top, hareket karşıtı iki dost tam 6 kat çıktık. Hiç konuşmadan. Tamam kabul hafiften bir titreme yaptı. En nihayetinde kemiğinin içinden ilik alınacak olm, kim korkmaz lan. Neyse ben girdim içeri, tatlı bir abla "buyurun, yüz üstü yatın şuraya" dedi. Önce hikayemi duymak istediğini söyledi. Anlattım ben de. AA! Abla benim hobisi kanser olan doktorumun aşığı çıktı. Hocam öyledir de, hocam şöyledir de... Dedim ben de severim kendisini. Ama sesiyle uyuşamadık bir türlü. O da hayırlısıyla düzelir yakında dedi bana. İndirdi çatala kadar pantülü benim. Orada uyardım; benim geçmişim biraz karanlık da zor uyuşur o popo. O da hakkını verdi popomun. Popom adeta bir duvara dönüşmüştü. Dirsekle kontrol ediyor herhalde diye düşünürken meğerse abla çoktan iğneyi kemiğe doğru gömmeye başlamıştı. Önce menteşe sesi duydum, sonra da alış ve veriş olayı gerçekleşti. Detaylarda mozaik var, oraları geçiyorum. Ee ne zaman alırım sonucu diye sordum tabi, alışmışız özelden "akşama biz sizin meelinize atarız" cevabına, "1 aya sizde" dediği an hemşirenin gerçeklerle yüzleştim. Ben de insanım lan!
Bekleme süreci açıkçası çok da açık mavi gökyüzülü olarak geçmedi. Kulakları çınlasın metin yazarlığı hocam Sonkan Damcıoğlu'nun "sen zebil olmuş bir adamsın" lafı yaklaşık 5 yıl filan kulaklarımda yankılanmıştı, burada da "yüksek ihtimalle iliğinizde de rastlayacağız" cümlesi kazınmıştı kafama. Hayır o değil, bu aralıkta dişeti kanaması tavan yaptı. Diyorum ki kesin ilikte de var arkadaş. Kanser ve dişeti kanaması yazıyorum gugıl'a; ağız kanserinden, ilik kanserine kadar nerede ifrit, nerede iltihaplı konu varsa karşıma çıkarıyor. Siz siz olun kanser filan olursanız sakın internetten bir halt okumayın. Kalan ömrünüzü de ekran başında bırakırsınız.
Tabi bu arada içime kapanmış, böyle sessiz sedasız bir ruh hali içinde etrafa neşe saçtığımı düşünerek hareket ediyordum ki sonradan farkına vardım/vardırıldım aslında epey gerginmişim lan. Bu arada doktor kontrolü de hızla yaklaşıyordu. Bu arayı yazmaya, işe ve True Detective'e verdim. Tabi bir de nefis yeni grubumla stüdyoda kazı baba türbesi geceleri... Hail to Hellmaster!
Yaptırmam gereken standart kan testleri kapımı çalmıştı, ben de kırmadım içeri aldım kerataları. Şekerdi, asitti, proteindi, oydu buydu derken birkaç tüp kan verdim. Stajyer doktorların da olduğu nezih bir ortamda yapılan ultrasondan sonra, cila olarak bir de akciğer röntgeni patlattım. Güneşli bir Salı günüydü. Sonuçlar Cuma sende olur dediler. Dedim ki şahane!
Cuma önce kan sonuçlarım geldi. Lan! E bunların hepsi normal. Hepsi referans değerler içinde. Ama doktor ne diyecek. Peki ya ilik! Cuma'yı erken kapadım. Eve gittim. True Detective son bölümü evde izlerim. Kimse de yok. Oturdum koltuğuma, dizi başladı. Sona geldim. Heyecan tavan yapmış. Zırr telefon! Arayan akraba doktor. Ağzım kurudu bir anda. Kalbim ilk seks tecrübesi ritminde. Toplamda 4, bilemedin 5 saniyem var içeride. Sonra kelimeler art arda aktı ağzından "müjdemi isterim, kemik iliğin tertemiz!" İlk seksimden sonra ağlamamıştım ama bunda kendimi nasıl kaybettiysem yatak odasında duvarları yumruklarken buldum kendimi. Olm bildiğin ergen ağlaması. Öyle böyle değil. Şaka lan ağlamadım. Ne ağlayacağım. Biraz mutlu oldum sadece. Hanım geldi, söyledim o da ağlamadı. Ama bir uçuş durumu olmadı diyemem. Yere basamadık bir süre.
Neyse sırada doktor vardı. Hobisi kanser olan doktorcuğum da "harika gidiyorsun, ne yapıyorsan yapmaya devam et. Hatta akciğerin o kadar iyi ki bir dahaki seferde röntgene gerek yok" dedi. Güle oynaya çıktık muayenehaneden. Ama 50 TL zam gelmiş herife o biraz koydu.
Yemekte yeşil yoldan çıkmamaya, şekersiz hayata ve raf ömrü olan herhangi bir şeyi yememeye devam. Spora esaslı bir geri dönüş yaptım. Keyfim yerinde bu aralar. Hatta iyiyim lan.
Sonuçta True Detective'te Rust Cohle'un da dediği gibi "Önce sadece karanlık vardı. Bana sorarsan ışık kazanıyor"
Ağustos'ta görüşürüz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
