5 Mart 2014 Çarşamba

ne dert yaptın be 2013





Öncelikle bu yazdıklarımın tamamen benimle ilgisi olduğunu, benden başka kimseyle pek de alakası olmadığını ve en önemlisi de bu konu hakkında arayıp da elle tutulur okunacak bir şey olmamasından yazdığımın bilinmesini isterim. Yaşanmışı var yani. Bir de herkesin kanseri kendine.

Onunla ilk kez, 2013'ün Kasım ayında bir spor salonu günü sonrası duşunun ardından, kurulanırken tanıştım. Sol kasığımda, bir misket gibi sert ve acısız bir halde durup "merhaba" deyiverdi. Önce bana mı dedi acaba diye düşündüm ve açıkçası çok da umursamadım. Ta ki 1-2 hafta sonra ikizinin sağ kasığımdan uzanıp da "aslanım, merhaba diyoruz" diye seslenmesine kadar. Valla benimle konuşuyorlardı. Kim ulan bunlar? Onlar beni epey iyi tanıyor ama ben onlarla ilk kez karşılaşıyordum. Böyle 1-2 gün geçtikten sonra dedim ki bu arkadaşlar kimmiş gidip öğrenme zamanı geldi. Önce bir kutu antibiyotikle tanıştırdım arkadaşları. Enfeksiyonlu musunuz ulan diye 5 gün boyunca sağlı sollu daldım. Bana mısın demediler. Daha bir sert, daha bir çoğalmış gibiydiler sanki. Elbette pabuç bırakmadım ve ben onları kollarından tutayım, sen dal doktor dedim. Doktor da acımadı sağ taraftaki 9-10 tanesini bir neşterle aldı valla. Günlerden Aralık 3'tü. Ben 8 gün boyunca evde yeni cicim ps4'le o BF 4 operasyonu benim, şu FIFA 14 maçı senin diye yardırırken, arkadaşlar ifadeleri alınmak üzere patolojinin yolunu tutmuşlardı. Hematologların çapraz sorgusu sonucunda -yanılmıyorsam- 20 Aralık'ta ileri evre foliküler lenfoma teşhisini getirip önüme koydular. Hücrelerim isyan çıkarmış len. Maalesef kanser olmuşsun ya Burakcığım, korkma ama tanıdıklar var vs... Dünya durmuş, kafa sesim yükselmiş anırıyor; bildiğin kanser olmuşum ulan? Çok acayip...  Hem de ben...

Tahminimden daha metanetli karşıladım durumu. Sanki bekliyormuşum gibi şaşırmadan... Bana sorsan, önce ağlar, sonra ölümümü düşünüp bir daha ağlar, sonra drama katıp ben öldükten sonra sevdiklerimin perişan oluşunu kafamda canladırıp daha güçlü ağlar, sonra içip ağlar, sonra içerken eşe dosta anlatıp ağlar, ağlar da ağlardım. Öyle olmadı anasını satayım, benden beklemediğim bir güçle -şimdi düşündüğümde yaşamış olduğum kaos yüzünden böyle olamadığımı anlıyorum ya, neyse- durumu kabullendim. Tek sorun hanıma nasıl söyleyeceğim düşüncesiydi ki kız hamileydi ve bu da öyle lank! diye söylenecek bir şey değildi. Bir şekilde söyledim işte. yaklaşık 2-3 saat araba kullanıp İstanbul trafiği terapimi yaptıktan sonra elbette... 

Neyse öyle veya böyle "artık benim için yepyeni bir hayat başlamıştı" klişesiyle karşı karşıyaydım. Hakikaten öyleymiş arkadaş. Afedersiniz taş gibi herifim, lakabım AYI, gücümü kuvvetimi yerinde hissediyorum, ne kanımda kanser var, ne de tükürüğümde ama gel gör ki kanserim. Hayatım nasıl değişecek bakalım diye uyandım ilk sabah. Neden ben safsatasına hiç girmedim. Demek ki herkes olabiliyormuş ulan gerçekliği daha yakın geldi bana. Neyse apar topar, PET CT diye atomik, radyoaktif şeker yüklemesiyle isyankar hücrelerimin nerelere yayılıp çökertme yapıyorlar taramasını yaptırdım.
Orada öğrendim ki ben şeker seviyorum, kanserli hücre şeker seviyor. Tarzan ceyn, ceyn tarzan...

Tarama sonucu çıktıktan sonra, doktor akrabalar hobisi kanser olan bir hematoloğa yönlendirdi beni. Adamın hobisi kanser. Bu işin celebrity'si olmuş herif. Profesör. Zaten bu dönemde profesör olmayan bir hematolog tanımadım arkadaş. Kanserin İstanbul'da vücut bulmuş hali bu adam işte. Öyle düşünün. 

Neyse, yağmurlu bir Nişantaşı akşamında elimde ince tarama dosyasıyla girdim adamın lüks muayenehanesine, oturdum karşısına. Taramayı inceledi, beni inceledi ve hiçbir şekilde inişi çıkışı olmayan, flat bir ses tonuyla konuşmaya başladı. Ruhu kaçmış olm adamın, harbi kanser olmuş herif!İşte sizinki yaşlı lenfoması da, hayret bu haftaki 3. genç foliküler lenfoma hastamsın da, artık bu kanser de grip gibi bir şey oldu da... Tüm bu konuşmalardan sonra öğrendim ki, ileri evre -3 ve 4 farketmiyor- non hoçkin foliküler lenfomada kemo ya da radyoterapi yapmıyorlar. Çünkü arkadaş nüksetmeyi, metastazı ve direnmeyi çok seviyor. "E naapcam ben" dedim, bekleyip göreceksin dedi adam yine dümdüz bir ses tonuyla bana. Herhangi bir organ tutulumu bekleyeceğiz ya da tümörlerin şişecek ve seni rahatsız edecek, yürütmeyecek, nefes aldırmayacak, yaşam kaliteni düşürecek ve biz de o zaman silahları kuşanıp dalacağız dedi. Elbette akabinde herkesin merak ettiği o soruyu sordum "hayatımı kısaltır mı bu?" Hobisi kanser olan adam bana baktı, gözlerini devirdi ve "entelektüel birikimi yüksek birisi olduğunuz, duruşunuz, hedeniz ve de hüdeniz güçlü olduğu için söyleyebilirim ki kısaltmaz diyemem. 10 yıllık bir yaşamda kalımdan bahsediyoruz. Dediğim gibi genelde 60-65 yaş arası kişilerde görünen bir hastalık olduğundan onlarda bir kısalma söz konusu olmuyor. Ama 37 yaşında birisi 55 yaşına kadar yaşasa bile bu bir kısalma kabul edilir" dedi... Adam ölümü tarifledi yani bana. Ulan ben sokaktan birine 10 yıl yaşayacaksın desem, kimse sesini çıkaramaz şu ortamda. En fazla hadi ya diyebilir. 10 yıl ömür mü biçilir anasını satayım. Ömür dediğin 3 ay, 5 ay, bilemedin 1 yıl gibi birimlerle biçilmiyor muydu? 10 yıl ne?! Neyse yine de sarsılmadım diyemem. Annem derdi de inanmazdım, "oğluuum insan evladını düşünüyor!" diye. Haklıymış. Aklıma ilk önce 4 yaşındaki kızım geldi. Biri 14, yoldaki de 9 yaşına geldiğinde olmayacak mıyım yani? Ulan ufaklık neyse de, ergen kızın babasının ölmesi kızı perişan eder, daha da kötüsü itin köpeğin peşinden aşık oldum diye koşturur durur. Al sana, bir gençlik daha heba oldu. Fotoğraftan yok olan marty'nin abisi gibi kaldım yağmurun altında. 

Birkaç gün fena geçti. Sonra toparlandım yine. Bu arada hayatımda bu türden toparlanmalar, harekete geçmeler yoktur benim. Pazartesi kesin spora başlıyorum tayfasının gediklilerindenimdir. Velhasıl bu kanser denen illet benim hayatımı işte bu şekilde değiştirdi. Ayı Burak dediğin adam, bildiğin kendi için harekete geçti. Gerçekten çok acayipti. Bu illeti içimde büyütüp de orama burama yayılmasını kabullenmedim bir de ne yalan söyleyeyim. Düşünsenize, bekleyeceğim ve göreceğim. Bana ne abi, niye bekliyorum? Benimki kütük kanseriydi ve o yüzden ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyordum. Kafayı toplamak. Hayatımı toparlamak. Ben olmak. Terapiye başladım. Kafa terapisi. Sonra da karımın kolumdan tutup da götürdüğü healing hall girdi hayatıma. 

Öncelikle beslenme alışkanlığımı değiştirerek başladım. 3 hafta boyunca vegan ve hatta blender'dan geçmiş sebzeleri yiyerek yaşadım. Alkolü, şekeri, eti, özellikle tavuğu çıkardım attım menüden. Uykumu düzene koymaya çalıştım. Yeni yeni o da bir yola girdi sayılır. Bu arada transformal nefes ve kafa terapime devam ettim. 21 günün sonunda ortaya çıkan tablo şöyle oldu; öfke yok, nefret yok, hayatımda daha önce yüzleşmediğim her şeyle yüzleşmiş bir ben, yaşanmış ve kötü olan her şeye yol vermiş, üzerinde taşımayan bir adam ve anlık hazlardan önce mecburen, sonra isteyerek vazgeçmiş bir Burak... Müşteri sunumlarında son 2 yılını endişe bozukluğu nedeniyle kekeleyerek geçiren ben, ilk günlerimdeki coşkulu reklamcı kimliğime geri dönmüştüm. Evdeki garip, ağır, yaslı hava gitmiş, bildiğin sümbüllü leylaklı ortam gelmişti. Bir rakı eksikti, o da ileride artık. 

Tüm bunlarla birlikte yaptırmam gereken virüs testleri ve kan sayımlarımı yaptırdım. Hiç virüssüz ve her şeyi normal sınırların içinde bir kanım vardı. Bir de ilik sıvısı biyopsisi -artık adı her neyse- onu yaptırdım. Acıdı mı diye sormayın, evet acıdı. İliğimi 27 Şubat 2014'te aldılar. Şimdi sırada onun sonucu var. Hobisi kanser olan doktoruma göre ilikte çıkması da bir organ tutulumu aslında ve yüksek ihtimalle çıkacak. Ben yine de tersini düşünmeden edemiyorum. Ya yoksa ulan?


son not: bugün bu kadar yazdım kanserizmo. bir dahakine uykudan bahsetmek istiyorum. çok önemliymiş olm.  

    







3 yorum:

  1. Ben söylenecek bir söz ve kelime bulamıyorum. Sadece HELAL OLSUN !!

    YanıtlaSil
  2. Öncelikle geçmiş olsun Burak bey...Evet artık neden ben yok ...Yola devam ama eşinize sevgiler yemek disiplini geliştirmenizde önayak olduğu için ..Şeker bu yüzyılın en buyuk sorunu ve benim 17 lik oglumda sıkı takipcisi...Ki ben onu bebkliğinde Ender Saracın beslenme politikasıyla buyuttum ama ergen olunca bakıyorsunuz ki her şey yıkılmış bir tatlı canavarı çıkmış karsınıza ...Yazınızı ona da okutacağım okuldan gelince çünkü benim söylemlerim dırdır ...Umarım değil biliyorum ki siz çocuklarınıza iyi bir örnek olacaksınız beslenmeniz,yaşam stiliniz ve hayata bakışınızla ...Hem bu her günü birbirinden aktif ülkede kim ne kadar yaşayacağını biliyor... Ben İstanbul'dan kaçtım Antalya'ya sizi ve ailenizi de bekleriz inanın küçük küçükde yaşanıyor ....Sevgiyle..

    YanıtlaSil
  3. Burak Bey , önemli olan direnmeniz, artık size atlatmış gözüyle bakabiliriz... kendiniz için bir şey daha yapın; Ganoderma Lucidum'u (kırmızı reishi mantarı) bir araştırın. pubmed.com bulabileceğiniz en iyi kaynak..
    sağlıkla kalın..

    YanıtlaSil